Sebebi: Valensiya
Valensiya, İspanya'nın üçüncü büyük şehri ve ülkenin en keşfedilmemiş ama en ödüllendirici destinasyonu — yaklaşık 790.000 sakinli, güneş ışığıyla dolu bir Akdeniz kıyısı şehri, paellanın ruhani doğum yeri ve İspanya'nın en mimari açıdan zengin eski mahallelerinden biri. Kompakt ortaçağ Ciutat Vella merkezi, etkileyici Plaça de la Reina meydanı, Gotik Valensiya Katedrali (yan şapelde gerçek Kutsal Kâse’yi sakladığına inanılıyor) ve muhteşem ipek ticaret salonu La Llotja'nın (UNESCO listesinde, Avrupa’nın en güzel sivil Gotik yapılarından biri) çevresinde şekilleniyor. Ardında, hareketli Mercat Central (Merkez Pazarı, 1928 tarihli muhteşem Art Nouveau demir ve cam yapısında, Avrupa’nın en büyük taze yiyecek pazarlarından biri) mutlaka görülmeli. Büyük modern hayret ise Santiago Calatrava’nın muhteşem Sanat ve Bilim Şehri (Ciutat de les Arts i les Ciències) — okyanus parkı, opera binası, planetaryum ve bilim müzesinden oluşan, 1957’deki yıkıcı selin ardından şehirden saptırılan Turia Nehri’nin kurutulmuş yatağında inşa edilmiş parlak beyaz bir bilimkurgu kompleksi; 9 km'lik eski nehir yatağı şimdi Valensiya’nın muhteşem yeşil kentsel parkı. 10 km güneydeki tarihi Albufera lagünü (paella’nın ruhani evi, pirinç tarlalarının tuzlu bataklıkla buluştuğu yer), Mart’taki vahşi Las Fallas festivali (devasa kağıt hamuru figürlerin sokaklarda geçilmesi ve dramatik 'cremà' ile yakılması) ve sahil kenarındaki bir chiringuito’da (sahildeki küçük bar) uzun ve tembel bir öğle yemeğini kaçırmayın.